Franck Muller'in Gözünden Rolex!

  • Tarih |

30 sayıdır lüks saatler üzerine sayısız kaynak okuyup yüzlerce dosya hazırlamış birisi olarak, şu ana kadar bu sektörde birçok insanın hikayesinden gerçek anlamda etkilendiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Horoloji tarihi boyunca bu alana katkıda bulunmuş o kadar enteresan figürler var ki, yüksek saatçiliğin sahip olduğu ayrıcalığın aslında tamamen insan faktöründen kaynaklandığını fark etmek hiç zor değil. Sahiden de, bu sektördeki dev isimlerin ortak özellikleri kafalarının çok “farklı” çalışması ve işe alışılmışın çok dışında açılardan bakmaları...
 
Daha somut bir örnek vermek gerekirse, katıldığınız bir yarışmada birinci olup Rolex kazansaydınız tepkiniz ne olurdu? Muhtemelen manevi açıdan çok farklı bir yere koyacağınız bu özel parçayı hayatınız boyunca büyük bir titizlikle saklardınız. Kolunuza her taktığınızda kendinizi çok iyi hissederdiniz. Ve soran herkese saatinizin hikayesini anlatırdınız. Aslında doğal olanı da bu... Ama dünyanın en prestijli markası olarak kabul edilen Rolex’den gelen bu saati basit bulmak, dahası içini açmak, mekanizmasını sökmek ve daha iyisini yapmak aklınıza gelir miydi? Peki daha önce yalnızca cep saatlerinde kullanılmış tourbillon komplikasyonunu, hem de mekanik saatçiliğin can çekiştiği bir dönemde ciddi etiketlerle kol saatlerine taşımak? Ya da günümüzün aksine, bütün önemli saat ustalarının dev markaların gölgesinde kaldığı, kimsenin onları tanımadığı bir dönemde kendi adınızla yeni bir marka kurmak?
 
Başta hazırlarken çok keyif aldığım Franck Muller araştırmamız olmak üzere, yeni içeriğimizin sizler için de ilham verici olmasını diliyorum. Tabii Rolf W. Schnyder ve Dr. Ludwig Oechslin gibi efsaneleri içeren özel Ulysse Nardin ekimizin de...