Gelenek ve geleceğin merkezinde bir saat : HUBLOT

  • Tarih |

Dünya genelindeki 31 ülkeden 35 güçlü markanın üye olduğu IGDS’nin (Intercontinental
Group of Department Stores) düzenlediği World Department Store Forum’un üçüncüsü İstanbul’da gerçekleşecek. Boyner Büyük Mağazacılık’ın ev sahipliğinde düzenlenecek olan forum, dünya perakende sektörüne yön veren üst düzey yöneticileri ve uzmanları buluşturacak.

İstanbul Le Meridien Hotel’de 30-31 Mayıs tarihlerinde düzenlenecek olan foruma, dünya
perakende sektöründen 300’ü aşkın üst düzey yönetici ve mağaza ekiplerinin yanı sıra akademisyenler de katılacak.

‘Lüks Ürünler İçin Farklı Bir Pazarlama Yaklaşımı’ başlıklı konu hakkında konuşacak olan, Hublot Yönetim Kurulu Başkanı Jean-Claude Biver ile lüks saat üzerine konuştuk. Buyrunuz.

B.A. : Sizi birkaç kelimeyle tanımamız mümkün mü ?

J.C. Biver :Bu mesleğe tutkuyla bağlı olmam nedeniyle 1974 yılından beri bu mesleğin
içerisindeyim ve bu nedenle de İsviçre saat endüstrisinin en eskilerinden birisiyim. 1982 yılında, o zamanlar pek faal olmayan Blancpain markasını, dostum Jacques Piguet’yle birlikte 20.000 Euro’ya satın aldık ve 1992 yılında ise şirketi yaklaşık 60 milyon Euro’ya Swatch Group’a sattık. Bu satışın ardından Swatch Group’un Yönetim Kurulu üyesi oldum. Blancpain markası ile meşgul olmaya devam ederken, yönetici olarak Omega markasının pazarlamasını ve üretimini geliştirme ayrıcalığına da sahip oldum. 2004 yılında, Hublot’ta bir ortaklık almak ve Murahhas Yönetim Kurulu üyesi olmak için Gruptan ayrıldım. Hublot’un 2004 yılında 26 milyon Euro olan cirosu 8 yıl sonra yaklaşık 400 milyona çıkarak patlama yaptı.

B.A. : Hublot’un tarihçesinden bahsedebilir misiniz?

J.C.Biver : Hublot markası ismini saatlerinin tasarımının gemi lombozu şeklinde olmasından alır ve 1980 yılında kurulmuştur. Lomboz şeklinde tasarımının yanı sıra, saat kayışında bulunan doğal kauçuğu saatin kasasında yer alan 18 ayar altınla bir araya
getirmesi nedeniyle ilgi görmeye başlamıştır. O zamandan beri Hublot saatçilik
alanında Füzyon Sanatının lideri olmuştur. Lüks saat markalarının çoğunluğu
geçmişi ve gelenekleri tekrar etmeye çalışırken, biz geleneklerle geleceği
birleştirmek için uğraş veriyoruz.

B.A. : Lüks saatçilikte Hublot’un konumu nedir?

J.C. Biver : Hublot, ciro açısından İsviçre’nin en önemli 15 markasından biridir ve kesinlikle araştırma, yenilikçilik ve yaratıcılık alanlarında liderdir. Hublot, geleneksel
tekniklerle geleceğin teknolojisini veya malzemelerini bir araya getirerek geçmişi
ve geleceği birbirine bağlamayı çok iyi bilir.

B.A. : Hublot’u diğer lüks markalardan ayırt eden noktalar nelerdir?

J.C. Biver :En önemli fark, Hublot’u hayata geçiren olağanüstü yaratıcıktan gelir. Her zaman ilk, farklı ve benzersiz olma arayışı içerisindedir. Hublot, gelecek olmadan
geleneğin olmadığını ve aynı zamanda inovasyon olmadan geleceğin var
olmayacağını bilir. Dolayısıyla, sürekli olarak gelenekleri ve geleceği
birleştirmeli, ikisinin bir araya nasıl getirilebileceğini bilmeli ve geçmişi asla
tekrar etmemeliyiz. Hublot, kendisini ve müşterilerini geleceğe bağlayan nadir lüks
saat markalarından birisidir. Hublot, her şeyden önce yarının müşterilerine,
yani en gözde markası olduğu genç kuşağa hitap eder.

B.A. : Küresel ölçekte lüks saat sektörü hakkında düşünceleriniz nelerdir?

J.C. Biver : Dünya genelinde lüks sektörünün önünde güzel günlerin olduğunu düşünüyorum. Çünkü dünya ve toplumların refah seviyeleri geliştikçe, lüks sektörü de gelişecektir. Lüks sektörünün önümüzdeki 20 veya 30 yıl süresince sınırsız bir geleceği varmış gibi gözüküyor.

B.A. :  Türkiye’deki lüks saat sektörü hakkında düşünceleriniz nelerdir?

J.C.Biver : Türk insanı her zaman saatleri çok sevmiştir. Bu yüzden lüks saatlere karşı çok
hassastırlar. Genelde, Türk insanı muazzam bir imparatorluğun ve büyük bir kültürün mirasçısıdır, bu da sanatı ve lüksü anlamalarını sağlar. Türkiye’nin yakın gelecekte en büyük lüks tüketimi piyasalarından biri olacağını düşünüyorum.

B.A. : Hublot ne zamandan beri Türkiye’de?

J.C.Biver : Hublot 5 senedir Türkiye’de yer alıyor, ama Türkiye’deki yetkili temsilcimiz
aracılığıyla bu yılın başında faaliyet göstermeye başladık. Türkiye pazarını ele geçirmek için gereken tüm çabamızı göstereceğiz.

B.A. : Türkiye’deki saat tüketicilerini nasıl görüyorsunuz?

J.C.Biver :Zorlayıcı ve zeki tüketiciler. Lüks saati tanırlar ve bu konuda çok fazla bilgileri
vardır. Kolay bir pazar değil, fakat müşterilerin güvenini kazanmayı başarınca pazar
olağanüstü olabilir.

B.A. : Mayıs ayı sonunda WDSF’a katılacaksınız. Türkiye’deki perakende
sektöründe WSDF’in yararı konusunda düşünceleriniz nelerdir?

J.C.Biver :Yüzünü her gün dünyaya dönmek ve dünyaya endüstri, finans, ticaret ve sanat alanındaki dinamizmini ve bu alanları fethetme isteğini göstermek zorunda olan Türkiye
açısından her kongre ve fuarın önemli olduğunu düşünüyorum.