SevenFriday Rüzgarı

  • Tarih |

Yüzlerce markanın rekabet ettiği lüks saat dünyasında, her geçen gün yeni yüzler görmeye alışkınız. Ancak maalesef bu yeni yüzlerin çoğu aslında sektöre herhangi bir “yenilik” getirmiyor. Tabii hem asırlara dayanan bir geçmişiniz, gelenekleriniz ve hikâyeniz yoksa hem de herhangi bir saatten ilk bakışta ayrılacak özelliklerden yoksunsanız, bu vahşi sektörde en ufak bir şansınız dahi olmuyor. Bu noktada ayakta kalmak istiyorsanız -fark yaratmanız gereken yer saat gibi “dar bir alana” sahip olsa da!- fazlasıyla yaratıcı olmanız ve insanlara yeni bir şeyler sunmanız gerekiyor. Bunu başardıktan sonra da, sıra üretim kalitesinden taviz vermemeye ve markayı doğru konumlandırmaya geliyor. Yaklaşık iki yıl önce kurulan ve tüm bunları sağladıktan sonra artık sektörün gerçek bir “yarışmacısı” olarak kabul edilen SevenFriday’in yaptığı tam olarak bu.
 
Sektörde geçirdiği 15 senenin ardından cesur girişimci Daniel Niederer’in kurduğu SevenFriday, kendi karakterine sahip olan ve gerçekten herhangi bir benzeri olmayan bir marka. Hatta bu tespit ismi için bile geçerli! SevenFriday, çoğu insanın en sevdiği günün Cuma olduğunu düşünerek, haftanın yedi gününü de Cuma gibi hissettirmeyi amaçlıyor. Niederer’in deyimiyle, Ölü Ozanlar Derneği’yle hafızalarımıza kazınan “Carpe Diem” (Günü Yakala) felsefesini savunan genç marka, SevenFriday sahiplerinin hayatın her dakikasından keyif almasını istiyor. Tabii koleksiyonlar da bu felsefeyle son derece uyumlu… Gerek kendine has yenilikçi tasarımları, gerek canlı renkleri, gerekse saatlerin kullanıcıya ulaştığı kutularıyla oldukça pozitif bir havaya sahip olan SevenFriday koleksiyonları, bileğinizde taşıdığınız her günü çok daha keyifli hale getirme potansiyeline sahip.
YENİLİKÇİ VE SIRADIŞI
Tam olarak 2012 yılının Mayıs ayında kurulan SevenFriday’in üç ana koleksiyonu bulunuyor. Oldukça benzer tasarım çizgilerini taşıyan P1, P2 ve P3 serileri, yenilikçi düşünce yapısı ve son teknolojiyi bir araya getiriyor. Aslında modern üretimleriyle ilk bakışta Urwerk ve MB&F gibi son dönemin fenomen üreticilerini andıran SevenFriday, temelde ise bambaşka bir yol izliyor. İsviçreli marka, altı haneli fiyatlarla sunulan benzerlerinin aksine erişilebilir etiketleriyle saat tutkunlarının yüzünü güldürüyor. (SevenFriday’in mekanizmaları elbette sözü geçen markalar kadar komplike değil ancak bu kadar özel ve yenilikçi bir tasarımı, bu kadar kaliteli bir üretimle bir araya getiren başka bir marka olmadığının altını çizmek gerekiyor.)
 
SevenFriday koleksiyonlarının enteresan kadranına geçmeden önce, başlı başına bir paragraf konusu olan kasa arkasının oldukça ilgi çekici olduğunu söylemeliyiz. Kasa çapı, kayış genişliği, hangi derinliğe kadar suya dayanıklı olduğu, mekanizma bilgisi ve seri numarası gibi bilgilerin şık ibarelerle işlendiği arka kısım, markanın temel karakteristik özelliklerinin başında gelen “endüstriyel” hissini çok iyi veriyor. Kadran ise ilk etapta göze çok komplike gözükse de, aslında son derece pratik ve okunaklı. Merkezdeki dişli tasarımıyla birlikte dikkat çeken büyük dakika ibresi, bronz renkteki küçük saat ibresi, 9 pozisyonundaki 24 saat diski ve 5 pozisyonundaki saniye diski tasarımla ilgili en önemli satırbaşları. Ayrıca saat 7 pozisyonunda balansın kullanıcıya göz kırpması da kadrandaki keyifli detaylardan.
ÜSTÜN KALİTE
SevenFriday ile ilgili en önemli notlardan biri de, koleksiyonların yalnızca şık bir tasarımdan ibaret olmaması. Kasa, bezel ve kadrandaki son dokunuşların ciddi anlamda üst düzey olması SevenFriday’i gerçekten farklı bir noktaya taşıyor. İlgi çekici şekliyle eski televizyonları andıran kasanın pürüzsüz kıvrımları, cilanın, yivlemenin ve gerektiğinde PVD uygulamasının kalitesi dikkatli saat tutkunlarının hemen dikkatini çekiyor. Aynı şey elbette beş katmandan oluşan kadran için de geçerli… SevenFriday koleksiyonlarının ikonik kadranları öylesine dengeli bir derinliğe sahip ki, bu derinlik birbirinden modern renklerle bir araya gelince ortaya son derece çekici saatler çıkıyor. Ayrıca 47mm çapındaki gösterişli kasa, boynuz olarak da bilinen kayış bağlantı noktalarının (lug) kasaya entegre edilmesi sayesinde küçük bileklerde bile gayet şık dururken, gerektiğinde büyük bir saatin de gayet konforlu bir kullanımı olabileceğini ispatlıyor. İlk birkaç gün yadırgayabileceğiniz saat gösterimine ise ilk hafta dolmadan alışacağınızı garanti edebiliriz. Gerekirse alışma sürecinde saati 24 saat diskinden okuyarak yardım da alabilirsiniz! 
 
Toparlamak gerekirse, SevenFriday koleksiyonlarının lüks saat dünyasına yeni bir soluk getirdiğini söylemek yanlış olmaz. Her şeyden önce, bileğinizdeki saatin girdiğiniz her ortamda mutlaka dikkat çekecek olması oldukça önemli bir detay. Zira bu durum artık “taklidin taklidi” ile dolup taşan horoloji dünyasında SevenFriday’in cezbedici ve üzerinde konuşulacak parçalar ürettiği ortaya koyuyor. Tabii bu cazibeye ortalama 1,000 İsviçre frangı karşılığında sahip olma şansı da karar aşamasını fazlasıyla hızlandırıyor. Artık moda markalarının dahi yaklaşık bu etiketlerle sunulduğunu düşününce, tasarım ve kalite standartlarıyla aslında çok daha pahalı markalarla rekabet etme potansiyeline sahip olan SevenFriday’in ayrıcalığı net bir biçimde ortaya çıkıyor. Böylesine özel ve yeni bir markanın ilk açıldığı pazarlardan birinin Türkiye olması ise kendimizi şanslı hissetmemiz için yeterli olsa gerek!